17 Şubat 2024 Cumartesi

Ramazan Ayında Beslenme

Ramazan ayı, oruç tutan bireylerin beslenme ve yaşam şeklinin değiştiği bir aydır. Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi adına oruç tutulmayan bölümde de en az 2 öğünü tamamlamak ve uzun süren açlık periyodu sebebiyle sahur öğününü atlamamak gerekmektedir. Gün içerisinde yemek tüketilmediği için iftar ve sahur yemeklerine daha çok özen gösterilmektedir. Ancak günlük alınması gereken enerji, protein, vitamin ve mineral oranları ramazan ayında değişmemektedir. Yaşamın her döneminde olduğu gibi ramazan ayında da amaç yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması olmalıdır.

Yüksek kalorili besinlerin uzun süreli açlık sonrası ve akşam tüketilmesi kilo artışına sebep olabilmektedir. Ayrıca uzun süreli açlık sonrası kontrolsüz yemek yendiğinde reflü,  hazımsızlık, kabızlık ve baş ağrısı gibi sağlık problemleri yaşanabilir. Herhangi bir sağlık problemi olmayan bireyler; sağlıklı bir beslenme programı uygulanarak sağlık problemleri yaşamadan, ramazan ayında kilo kontrolünü sağlayabilir. Diyabet, hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları, kronik böbrek hastalığı ve sindirim sistemi hastalıkları olanlar oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimine danışmalıdır.

Sahur

Oruç tutarken mutlaka sahura kalkılmalıdır. Gün boyunca alamadığımız besin öğesi ihtiyaçlarımızın karşılanarak yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi adına öğün sayısı arttırılmalı ve mutlaka sahur yapılmalıdır. Sahura kalkılmadan oruç tutulması halinde baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk ve konsantrasyonda azalma görülebilmektedir.

Sahur öğününde genellikle; yağ oranı düşük, protein içeriği yüksek, kan şekerini hızlı yükseltmeyen kompleks karbonhidratlardan oluşan bir öğün olması gerekmektedir. Sahurda süt, peynir ve yumurta ile beraber tam tahıllı ekmekler tüketilerek kahvaltı tarzı bir öğün tercih edilebilir. Yemeklerle beraber yeşillikler, kuru veya taze meyveler ve çiğ kuruyemişlerin (ceviz, badem, fındık gibi) tüketilmesi enerji ve mineral açısından destekleyici olacaktır. İçecek olarak kafeinli içeceklerden uzak durulmalı bitki çayları ve nadiren az şekerli kompostolar tercih edilmelidir.

Sahur öğününde yüksek glisemik indeksli beyaz un içeren hamur işleri (börek, poğaça gibi), aşırı tuzlu besinler (turşu, tuzlu peynir ve zeytinler gibi), işlenmiş ürünler (sucuk, salam, sosis gibi), kafein (kahve, çay gibi) ve kızartma yöntemi ile hazırlanan besinlerden (hamur, patates ve biber kızartması gibi) uzak durulmalıdır.

İftar

İftarda gün içerisindeki açlığa bağlı olarak kan şekeri düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Ancak çok hızlı yemek yenildiğinde bu süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler tüketilebileceğinden bu durum hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo artışına neden olabilmektedir.

Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra aralıklı ve her seferinde küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir. İftarınızı su ile açtıktan sonra az tuzlu zeytin veya hurmayı tüketip çorba ve 1 dilim tam tahıllı ekmek ile hafif yemeklerle başlayıp bir süre (10-15 dakika kadar) ara vererek midenizi dinlendirmeli sonrasında az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam ederek yoğurt/ayran veya cacık ile tamamlayabilirsiniz. Hem enerji veren hem de kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten besinler beyaz ekmek, pirinç pilavı, kızarmış patates gibi yiyecekler yerine bulgur pilavı, tam tahıllı ekmek veya kepekli makarna vb. tercih edilebilir.

İftar ile Sahur Arası

İftar ile sahur arasına küçük ara öğünler ekleyerek yavaşlayan metabolizmanızı destekleyebilirsiniz. İftardan yaklaşık 1,5-2 saat sonra 1 su bardağı süt veya yoğurt ile beraber 1 porsiyon meyve ve çiğ kuruyemiş (fındık, badem, ceviz gibi) tercih edilebilir. Eğer tatlı tüketmek istiyorsanız da ara öğün yerine haftada 1-2 gün olacak şekilde aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine daha hafif olan meyve tatlıları, sütlü tatlılar (güllaç, sütlaç vb.) ve dondurma tercih edilebilir.

Gün boyu susuz kalınacağı için iftar ile sahur arasında sıvı ihtiyacınızı karşılayarak su içilmesi ihmal edilmemelidir. Sıvı alımını desteklemek adına ayran, az şekerli komposto, bitki çayları, sade soda vb. tüketilebilir.

Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine lif içeriği yüksek olan besinleri tercih ederek daha uzun süre tokluk sağlanabilir. Çok tahıllı ekmek, çavdar ekmeği, kepekli makarna, kepekli pirinç, bulgur, sebze, taze ve kuru meyve, kuru baklagiller, çiğ kuruyemişler (ceviz, fındık, badem gibi) yüksek lifli besinleri tüketerek sindirim sisteminizin çalışmasına da destek olabilirsiniz.

Vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasını için her gün 3 porsiyon sebze, 2-3 porsiyon meyve olacak şekilde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilerek hem vücudunuzun besin öğesi ihtiyacını karşılayabilir hem de sağlığınıza katkıda bulunabilirsiniz.

Yemeklerinizi hızlı yemekten kaçının, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketin.

Yemekleri pişirme yöntemlerinin de önemli olduğu unutulmamalıdır. Özellikle haşlama, fırında, buğulama gibi sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih ederek kızartma ve kavurma gibi yöntemlerden uzak durulmalıdır.

Yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırmak için düzenli aralıklarla egzersiz yaparak kilo kontrolünüzü sağlayabilirsiniz.

Diyabet ve Oruç

Diyabetli Bireyler Oruç Tutabilirler Mi?

Bu sorunun cevabını vermek için hangi diyabetli hastadan bahsedildiğini, kullandığı ilaçları, kan şekeri dengesinin sağlanıp sağlanamadığını, varsa ilave hastalıklar ve buna ait kullanılmakta olan ilaçlarını bilmemiz gerekir.

Tıpta "hastalık yoktur, hasta vardır" diye bir deyiş vardır. Nasıl ki, aynı hastalığa sahip bireylerin durumları ve ilaçları farklı olabiliyorsa, bu soruya da verilecek cevap kişiden kişiye değişebilmektedir. Genel anlamda söylersek oruç tutmak diyabetik bir hasta için hem daha zor, hem de sağlıklı bir bireye göre daha zarar verici olabilir.

Bu nedenle diyabetik hastalar oruç tutma kararı öncesinde mutlaka kendisini takip eden hekime danışmalıdırlar. Hastalarımız ‘nasıl olsa doktorum tutma diyecek’ diye başvurmamaktadır. Oysa bazı şeker hastalarının oruç tutmasına engel olmamaktayız. Hatta oruç tutmasını onaylamadığımız hastalarımızdan illa tutmak isteyenlere de en azından daha kolay oruç tutmaları, daha az zarar görmelerini sağlayacak şekilde destek vermekteyiz.

Bilindiği üzere diyabetik hastaların beslenmesinde ana öğünlerin yanı sıra, ara öğünler de öneririz. Yani alınan yiyecekleri daha fazla öğüne bölmüş oluruz. Bu sayede ana öğünlerden sonra fazla gıda alımına bağlı şeker yükselmesinin önüne geçebiliriz. Öte yandan kullanılan ilaçlara ve insüline bağlı olarak kan şekeri düşmesini de engellemiş oluruz.

Yine diyabetik hastaların bol su tüketmesini isteriz. Çünkü bu hastalarda özellikle kan şekeri yükseldiğinde idrardan şeker atılmasına bağlı olarak sıvı kaybı gelişir. Bu yüzden diyabetli bireyler, hele kan şekerleri düzensiz- yüksek seyrediyorsa sık ve çok idrara çıkma, aşırı su içme ve ağız kuruluğundan yakınırlar.

Buna rağmen pek çok diyabetli hasta oruç tutabilir. Örneğin sadece insülin direnci veya gizli şekeri olanların oruç tutmasında sakınca yoktur.

Yine Tip 2 diyabeti olan ama diyetin yanında sadece şeker dengeleyici ilaç kullanan, henüz şeker düşürücü ilaç ya da insülin kullanmayan diyabetliler oruç tutabilir. Ancak bunlar bile hekim kontrolünde olmak zorundadırlar. Çünkü bazı diyabetiklerde kan şekeri düşmeleri de gözlenmektedir. Bu kişiler Ramazan boyunca şeker takibi ve beslenme programına devam etmelidir.

Öte yandan Tip 1 diyabeti olanlar (genelde genç yaşta ortaya çıkan ve insüline bağımlı diyabet) ya da Tip 2 diyabeti olan ama çoklu doz insülin kullanan hastalar asla oruç tutmamalıdırlar. Ne tür diyabeti olursa ve hangi ilacı kullanıyorsa kullansın, şeker kontrolünün zor sağlandığı, ani şeker düşmesi ve yükselmesi ile seyreden diyabetliler de oruç tutmamalıdır.

Bazı diyabetliler ise yukarıdaki iki gruba da girmemektedir. Bunlar şeker düşürücü haplarla ya da ‘bazal’ diye tabir ettiğimiz günde bir kere uygulanıp, tüm gün etkisini sürdüren insülinlerle diyabeti kontrol altında olan hastalarımızdır. Bu hastaların da oruç tutmasını önermemekteyiz. Ama hasta ısrarla oruç tutmak istiyorsa mutlaka doktoruna danışarak ve onun kontrolü altında oruç tutmalıdır.

Hangi diyabetlilere asla oruç tutmaları önerilmez?

  • Kan şekeri sık sık normalin altına (60-70 mg/dl altına) düşenler,
  • Hipoglisemiyi (kan şeker düşüşü) fark etmeyen hastalar,
  • Kan şekeri düzensiz- iyi ayarlanmamış hastalar,
  • Böbrek-kalp ya da karaciğer yetersizliği olan hastalar,
  • Gebeler
  • Yalnız yaşayan (özellikle yaşlı) diyabetliler,
  • Çeşitli sebeplerle diüretik (idrar söktürücü) tedavi altında olan diyabetliler,
  • Çoklu doz insülin tedavisi uygulanan hastalar

Diyabetli bireylerin oruçluyken karşılaşabilecekleri sıkıntılı durumlar nelerdir?

Ani şeker düşmeleri özellikle insülin ve şeker düşürücü ilaç kullanan hastalarda daha fazla görülebilir. Bu duruma engel olmak amacıyla fazla gıda alınması ise tersine şeker yükselmesine neden olur.

Vücuttaki şeker deposu yaklaşık 8 saatlik bir açlık için yeterlidir. Sonrasında vücudumuz yağları yakarak enerji sağlamaya çalışır. Bu durumda ise (özellikle insülin hormon yokluğunda) kanda bazı zehirli maddeler birikir.

Bunun yanında kan şekeri, 180 mg/dl üzerine çıktığı durumlarda idrardan atılmaya başlanır. Bu durumda sık ve bol idrara çıkma gelişir. Sonuçta normalden fazla sıvı kaybı gelişir. Bu durum tansiyon düşmesi, tuz dengesinde bozulma, denge kaybı ve bayılmaya neden olabilir.

Yüksek kan şekeri ve sıvı kaybı sonucunda kanın kendiliğinden pıhtı oluşturma riski artar. Bu istenmeyen durumlara yol açabilir.

Hipoglisemi ataklarından korunmak için tavsiyeleriniz nedir?

Oruç tutan şeker hastalarına pratik önerileriniz nelerdir?

  1. Doktor ve diyetisyen yardımıyla günlük kalori Ramazan ayına göre güncellenmiş bir beslenme programı oluşturulmalıdır.
  2. İlaçların programını iftar ve sahurda alınacak şekilde hekim tarafından düzenlenmelidir. Belki bazı ilaçların dozları değiştirilebilir, hatta bazı ilaçlar eklenir ya da kesilebilir.
  3. İftar ve sahurda fazla yemek yerine bu ikisi arasındaki sürede sık ve az beslenmek daha uygun olacaktır.
  4. İftar ve sahur arasında bolca su tüketilmelidir.
  5. Diyetisyen önerisine uygun olarak ekmek, pide, hamur işi yiyecekler, pirinç, patates ve şekerli yiyecekler kısıtlanmalıdır.
  6. Protein ve yağ içeren gıdalar daha uzun süre tokluk hissi sağlar. Buna karşın aşırı protein tüketimi hem daha çok susatır hem de böbrek fonksiyonlarını bozabilir. Diyetisyen önerisiyle daha uzun süre kan şekerini dengede tutabilen protein içeren gıdalar (süt, az tuzlu peynir, yoğurt, yumurta, tavuk, baklagiller) tüketilmelidir.
  7. Çorba, sebze yemekleri ve zeytinyağlılar tercih edilmelidir.
  8. Terleme ile sıvı kaybına yol açabileceğinden ve şeker düşmelerine neden olabileceğinden diyabetiklere oruç sırasında aşırı egzersiz önerilmez. İftar ile sahur arası hafif yürüyüşler faydalı olacaktır.
  9. Günün sıcak saatlerinde güneşten kaçınılması, rahat ve terletmeyen kıyafet seçimi önerilir.

Hastalar ilaçlarını nasıl kullanmalıdır?

Diyabetli eğer oruç tutmakta ısrarlıysa mutlaka hekimine danışmalı ve tedavi planı Ramazan için yeniden düzenlenmelidir. İnsülin direncini azaltan ya da sadece kan şekeri düzenleyen ilaçlarda genellikle doz düzenlenmesi gerekmeyebilir. Öte yandan kan şekeri düşürücü ilaçların ve insülinlerin dozlarının ve uygulanma zamanlarının yeniden düzenlenmesi gerekir. Aksi takdirde ani kan şekeri düşmeleri olabilir.

Şeker hastalığı nedeniyle böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği gibi eşlik eden sorunları olanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Diyabetin yanında kalp ya da böbrek yetmezliği olan hastalar diyabet anlamında ne kadar iyi durumda olursa olsunlar, ne kadar az ilaç alıyor olurlarsa olsunlar asla oruç tutmamalıdırlar. Çünkü bu kimselerde uzun süre susuzluk ve açlıkla çok ciddi su ve tuz dengesi bozuklukları, tansiyon değişiklikleri gelişebilir. Susuzluk, su ve tuz dengesindeki değişimler özellikle kalp ve böbrek hastalığı olan bireyleri daha olumsuz etkileyip, hayati riskler dahi doğurabilmektedir.

Kolonoskopi İşlemi İçin Hazırlık

Kolonoskopi Öncesi Beslenme ve Hazırlık

Kolonoskopi (alt endoskopi) işlemi için hazırlığı doktorunuzla ilk görüşme anından başlar. Hazırlık için yapılması gereken şeyler kullanmakta olduğunuz ilaçların, mevcut hastalıklarınızın ve diğer önemli özelliklerinizin gözden geçirilmesi gibi mevzuları içermektedir. Endoskopinizi yapacak doktorunuz ile tüm sorularınızı tartışın ve bilinçli olarak işleminize hazırlığa başlayın.

İşlem Öncesi

1. Kolonoskopinin başarısı için bağırsakların içinin boş ve temiz olması gereklidir. Bu nedenle 48 saat önceden katı gıda alımı kesilmeli ve işlem gününe kadar sadece berrak sıvı-yumuşak gıdalarla beslenilmelidir.

İşleme 48-24 saat kala berrak, açık renkte meyve suyu, tanesiz komposto, çay, et ve tavuk suyu, tavuk eti, muz ve haşlanmış patates tüketilebilir.

İşleme 24-8 saat kala sadece berrak, açık renkte meyve suyu, tanesiz komposto, çay, et ve tavuk suyu (tavuk eti, muz ve patates artık yenmez) tüketilebilir.

2. İşlemden önceki gün saat 15:00’de başlayıp doktorunuz tarafından yazılan solüsyonunu içmeye başlayın ve saat 19:00 gibi bitirin. İlaç türüne göre doktorunuz size daha ayrıntılı talimat verecektir.

3. İlaç ishal yaparak bağırsağı temizlemektedir. Bu nedenle ilaç içimini takiben bol su (tanı olarak kalp yetmezliğiniz yoksa gece saat 24’e kadar 2.5-3 litre su) içiniz.

4. Kolonoskopi işleminden önceki gece saat 24’ten itibaren hasta aç ve susuz kalmalıdır (su dahil bir şey yiyip içilmemelidir, oruç gibi).

5. Bir yakınınızın size eşlik etmesi tavsiye edilir.

6. Daha önceden yapılmışsa aşağıda listelenen rapor ve tahlilleri yanınızda getiriniz:

  • Gastroskopi ve kolonoskopi, mevcut ise o işlemlere ait patoloji raporları
  • Karın ultrasonografisi, karın tomografisi ve karın MR raporları
  • Varsa kan sayımı (hemogram)
  • Kandaki B 12 vitamini ve demir düzeyi ile ilgili sonuçlarınız

7. Kalpte ciddi ritim – iletim bozuklukları, kalp pili, ileri derecede solunum sıkıntısı ve başka önemli rahatsızlıklarınız varsa önceden ilgili doktorunuzla mutlaka görüşünüz.

Dikkat edilmesi gereken diğer konular:

Kan Sulandırıcı ve Pıhtılaşmayı geciktirici İlaçlar: Gastroskopi ve kolonoskopi gibi endoskopik muayeneler sırasında, gerekirse biyopsi alınabileceği ve varsa polipektomi (polip çıkarma) yapılabileceği için kan sulandırıcı (aspirin, coraspin, ecopirin, tromboliz, drisentin, plavix, plavidol, aterviks vb.) ve pıhtılaşmayı geciktirici (COUMADİN, Xarelto) ilaçlar işlemden 5-6 gün önce kesilmelidir ve yerlerine kısa etkili kan sulandırıcı başlanmalı.

BİR HAFTA ÖNCESİNDEN, BU İLAÇLARI BAŞLATAN DOKTORUNUZLA GÖRÜŞMENİZ ZORUNLUDUR (Endoskopinizi yapacak doktorunuz kendisi ayarlamayacaksa).

Diğer İlaçlar: Aç olacağınız için diyabet ilaçlarınızı almayınız (yine, bu ilaçlarınızı öneren doktorunuzla görüşüp uygun şekilde ara vermelisiniz). Yaşamsal önemi olan ilaçlarınızı alabilirsiniz. İşlem sabahı tansiyonunuz NORMAL veya YÜKSEK ise tansiyon ilaçlarınızı alınız, DÜŞÜK ise almayınız. Önemli hastalıklarınız varsa önceden ilgi doktorunuzla görüşünüz.

İşlem Sonrası

Otomobil Kullanma: Sakinleştirici ve uyutucu ilaçlar verileceği için işlemin yapıldığı gün araç kullanılmamalıdır.

Meme Kanseri ve Erken Teşhis

T.C. Sağlık Bakanlığı’na göre meme kanseri Türkiye için önemli bir halk sağlığı sorunu ve kadınlarda en sık rastlanan kanser. Meme kanserini erken evrede yakalayabilmek için, kanser mortalitesini azalttığı düşünülen ve etkinliği kanıtlanmış tarama yöntemleri kullanılıyor. Bu nedenle kanser kontrolünün bir parçası olarak, meme kanserinde topluma yönelik tarama programların uygulanması gerekiyor. Bakanlığa göre meme kanserinde ideal yöntem iki yılda bir uygulanacak mamografi ile tarama.

Meme kanseri tedavisinde erken teşhisin önemi büyük. Ancak Türkiye’de 50-69 yaş arası 3 kadından ikisinin tarama yaptırmadığı görülüyor. Avrupa Birliği İstatistik Kurumu’na (Eurostat) göre Türkiye’de 2017 yılı itibariyle son iki senede mamografi ile meme kanseri taraması yaptıran 50-69 yaş arası kadınların oranı yüzde 33,3. Bu oran Avrupa ülkelerinde Türkiye’nin iki katı civarında.

Meme Kanseri Nedir?

Meme kanseri, meme dokusu içinde süt kanalları içerisinde oluşan kanser hücreleridir. Meme dokusundaki süt kanalını oluşturan ve süt yapıcı hücrelerin kontrolsüz olarak çoğalmasıyla ortaya çıkar. Meme kanserlerinin yüzde 80’i (invaziv duktal karsinom) meme kanserinin süt kanallarında ortaya çıktığını gösterir. Meme kanserinin yüzde 20’si de (invaziv lobüler karsinom) meme kanseri süt kanallarında değil süt bezlerinde gelişir. Meme kanserine neden olan hücrelerin çoğalması ve büyümesi oldukça zaman alır. Ancak çoğaldıktan sonra hücreler lenf ve kan yoluyla vücudun diğer organlarına yayılabilir.

Meme kanserinde önemli olan kanserin kan ve lenf yolu ile diğer organlara yayılmadan tanının konmasıdır. Bu aşamada konulan bir tanı ile tedavi oranı çok yüksektir. Bu nedenle meme kanserinde erken teşhis çok önemlidir.

Meme Kanseri Risk Faktörleri

Meme kanseri risk faktörlerinin en önemlileri değiştirilemeyecek olanlardır.  Bunlar;

  • Ailede meme kanserinin olması,
  • Meme dokusunun yoğun, yağ oranının az olması,
  • Erken adet görme (11 yaşından önce),
  • Geç menapoza girme

sayılabilir.

Bunlar dışında diğer meme kanseri risk faktörleri şunlardır:

  • Emzirmemek ya da ilk hamileliği 30 yaşından sonra yaşamak,
  • Aşırı alkol tüketimi,
  • Uzun süreli fazla sigara tüketimi,
  • Fazla kilolu olmak,
  • Hareketsiz yaşam

Meme kanserinde kadın olmak birinci derece risk faktörüdür. Ailede meme kanseri öyküsü bulunan kişinin meme kanserine yakalanma riski diğer insanlara göre daha fazladır. Meme kanseri vakalarının %5-10’u genetiktir. Aileden geçen bozuk genler sonucu oluşmaktadır. Genetik meme kanserinin en sık rastlanan nedeni, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde genetik mutasyondur. BRCA mutasyonuna sahip aile üyeleri için risk, %80 oranındadır.

Yaşlanma veya yaşam şekli gibi faktörler meme kanseri riskini zaman içinde değiştirebilir.

Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Meme içinde kanserleşen bir hücrenin, bir tümör oluşturması ve bir uzmanın muayene sırasında anlamasına ya da radyolojik incelemede belli olmasına kadar hayli uzun zaman geçmesi gerekiyor. Kadınlar genellikle en az 1 cm. büyüklüğüne ulaşmış bir kitleyi, elle kontrol yöntemi sayesinde fark edebiliyorlar.

Günümüzde meme kanseri belirtilerinin çoğu kişinin kendisi tarafından bulunur. Kanserli kitleler nispeten sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü ve meme dokusu içinde rahatça oynatılamıyor. Kanser uzak organlara yayılım (metastaz) yapmışsa bu yayılımlar nadiren meme kanserinin ilk bulgusunu oluşturuyor. Meme kanserinin sıkça yayılma gösterdiği bölgeler ise kalça ve omurga kemikleri ile akciğer ve karaciğer.

Ancak bazı hastalarda meme kanseri belirtilerinin hiçbirisi görünmemekte ve meme kanseri yalnızca mamografi incelemesinde tespit edilebilmektedir.

Aşağıdaki belirtilerden en az biri varsa, vakit geçirmeden uzmana başvurulması gerekir:

  • Memede veya koltuk altında ele gelen kitle (sertlik, şişlik)
  • Meme başından akıntı (tek kanaldan kanlı veya şeffaf renkli)
  • Meme başında içe doğru çekilme, çökme veya şekil bozukluğu
  • Meme başı derisinde değişiklikler (soyulma, kabuklanma)
  • Meme cildinde yara veya kızarıklık
  • Meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması (portakal kabuğu görünümü)
  • Memede büyüme, şekil bozukluğu, asimetri ya da renginde değişiklik (kızarıklık vs.)

Meme Kanserinde Erken Teşhis

Dünya çapında genel topluma yönelik meme kanseri tarama programının başlatılması 40 yaş itibariyle mamografi ve gerektiğinde meme USG ile uygun olarak kabul edilmektedir. Kırk yaşından önce meme dokusu yoğun olmasından dolayı mamografi düşük tanılayıcı etkiye sahip olduğundan bu tetkik genel kullanım için önerilmez. Ancak ailede erken yaşta meme kanseri tanısını almış bireyler, ciddi risk faktörleri mevcut ise yıllık takip daha erken yaşta başlayıp daha çeşitli tetkikleri isteyebilir (meme USG, meme MR).

Mamografi Nedir?

Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Memede, muayene ile saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi amacı ile çekilir. Hastalık muayene ile tespit edilecek safhadan önce saptanır.

Meme USG Nedir?

Meme USG, memenin ultrason cihazı ile ses dalgaları aracılığıyla görüntülenmesidir. Bu yöntem mamografiden farklı olarak memenin üzerine bir jel sürülürek ultrason cihazının uzantısı olan prob cihazının  meme üzerinde gezdirilmesi ile uygulanmaktadır.

Farkındalık meme kanseri erken tanısında temel unsurdur. Başlangıç için tüm kadınlar her ay adet sonrası 5-7. gününde kendi kendini muayene etmelidir. Postmenopozal kadınlarda her ay aynı günde yapılması uygun görülür. Bu muayene sırasında birkaç ayrı özelliğe bakılır. Memelerin genel şekil ve boyutları ya da aralarındaki fark, ciltte çekinti, renk değişimi, ele gelen kitle, koltuk altında ele gelen kitle, meme başından akıntı gibi önemli bulgular olabilir. Meme başından kırmızı kan şeklinde akıntının gelmesi gibi diğer bulgular tedbir amaçlı doktora başvurulmasını gerektirir.

Kendi kendini muayene sayesinde bir kadın tanı koymaktan ziyade, kendi meme dokusunu tanımak ve oluştuğunda farkını görmelidir. Daha önce olmayan oluşum varsa da genel cerrahi doktoruna başvurmalıdır. Çoğu zaman oluşumlar iyi huylu hastalık temsil etmektedir – endişelenmeyin. Kırk yaşından genç iseniz genel cerrahi uzmanına uğramanız yeterli olacaktır.

Her türlü meme ile ilgili şikayetiniz varken çekilen meme tetkikleri meme muayenesi ile birlikte genel cerrahi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Meme Kanseri ve Kemik Erimesi (Osteoporoz) İlişkisi

Kemik; meme, prostat ve tiroid gibi kanserlerin en yaygın yayılım (metastaz) yaptığı bölgedir. Özellikle meme kanseri kemiğe metastaz yapmayı sıklıkla sever ve araştırmalarda primer meme kanserlerinin %60–75’inin tanısının kemik metastazları ile konulduğu gösterilmiştir. Ciddi kemik ağrıları, patolojik kırıklar, sinir basıları, kemik metastazlarının yaygın belirtilerindendir.

50 yaşın üzerinde her 3 kadından birinde Kemik Erimesi (Osteoporoz) görülmektedir.